Hürriyet Mh. Şht. Yzb. Ferit Güneş Cd. Pk:31200 İskenderun/hatay, 31200 İskenderun/Hatay
+903266148397
iskenderunveterinerlik@hotmail.com

GÜVERCİN BAKIMI VE HASTALIKLARI

SESSİZ CANLARIN SESİYİZ

Created with Sketch.

GÜVERCİN BAKIMI VE HASTALIKLARI

Birçok bakteri güvercinlerde hastalıklara neden olabilir. En çok rastlananlar Salmonellose ve Ornithose’dir. Yine tüberküloz, bulaşıcı nezle, kanatlı kolerası, pseudokolera ile kokken ve coli-bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlar da oldukça önemlidir. Diğer bakteriyel enfeksiyonlara nadiren rastlanır. Bu nedenle bu kitapta onlar dikkate alınmamıştır.
Bakteriler tek hücreli, ışık mikroskobu ile görülebilen, cinsiyetsiz olarak, çapraz bölünme yöntemiyle çoğalan yaratıklardır. Ornithose’ye sebep olan bakteri dışındaki bakteriler laboratuarda suni bir ortamda yetiştirilip çoğaltılabilmektedir.
Bir hastalığın tedavisinde sonuca ulaşmak için, erken teşhis edilmesi koşuluyla, tüm bakteriler kimyasal tedavi (sulfonamide, antibiyotik) ile etki altında bırakılabilir.

Salmonellose
Tüm ırk ve cins güvercinlerde, her yaşta en sık rastlanan ve en çok kaybı verdiren enfeksiyon hastalığı, ismini de bu terimden alan Salmonella sınıfı bakteriler tarafından tetiklenir. Burada klinik olarak tespit edilmiş bir hastalık olan Salmonellose ile en son şekliyle hastalık belirtisi göstermeyen Salmonella-Enfeksiyonu ayrı tutulmalıdır.

Tarihçe
Hastalık ilk kez Moore (1895) ve Mohler (1904) tarafından Amerika’da güvercinlerin ‘’Paratifosu’’ olarak tarif edildi. Alman basılı kaynaklarına yazılı olarak ise, askeri posta güvercin birliği Strazburg’ta bu hastalığı teşhis eden Zingle (1914) ile girmiştir. Bu tarihten beri hem veteriner hekimlik alanında, hem de basında güvercin yetiştiricileri için güvercinlerde Salmonella’nın yayılması ile ilgili yazılar yayınlanmaktadır.

Ortaya Çıkış ve Önemi
Salmonella-Enfeksiyonları tüm dünyada yabani güvercinlerde de olmak üzere cins ve yarış güvercinlerinde ortaya çıkmakta ve büyük kayıplara neden olmaktadır. Son yıllarda güvercin yetiştiriciliğinin bir hobi olarak görülüp yetiştirici sayısının artması nedeniyle, Salmonella-Enfeksiyonu görülme sayısı da bir hayli artmıştır. Evcil güvercinlerde ölüme sebep olmaları dışında, düşük üreme ve uçuş kabiliyetlerinin azalmasına yol açmaktadır. Enfekte olmuş salmalarda sık olarak, uçamayan ve kısır hayvanların ayıklanıp ayrılmaları gerekmektedir. Salmonellose ağırlıklı olarak yavru ve gençleri etkilerken, yetişkin hayvanlarda hastalanabilir.
Tüm hayvan salgını ile ilgili istatistiklerde güvercinler Salmonella-Enfeksiyonu ile ilk sırada olup, incelenen örneğe göre, %5–20 arası bir sayı vermektedir.

Hastalık Tetikleyicileri
Salmonellalar çubuk şeklinde olup, tutacakları olan, genelde bağırsakta rastlanan ve orada birincil ve ikincil iltihaplara neden olan hareketli bakterilerdir. Kan yoluyla tüm vücuda yayılmaları nedeniyle başka organların iltihaplanmasına da neden olabilirler. Salmonellalara ismini, onları keşfeden kişi, Amerikalı veteriner Daniel Salmon vermiştir. Bugün itibariyle 2000 çeşit serotipi mevcuttur. Çoğu tipi hayvan ve insanda da hastalıklara neden olabilir. Sadece bazı türleri belli hayvanları etkileyebilmektedir.
Güvercinlerde rastlanan Salmonella typhimurium, ya da diğer adıyla S. Typhimurium var. Kopenhagen güvercinlerde %95 oranıyla görülen türüdür. Başka türlere nadiren rastlanır. Bu türler münferit hayvanlarda klinik ama kesinlikle salgına dönüşmeyen hastalıklara sebep olabilirler. Birçoğu, güvercinlerin dışkısı ile dışarı atılan bağırsak geçicileridir.
Salmonellalar vücudun dışında ise kirlenmiş, ıslak ve yumurta beyazı içeren maddelerde (Dışkı, kum, toprak, pis su ve yem) bulunurlar ve uygun şartlar olması halinde buralarda çoğalabilirler. Dış dünyada oldukça dirençlidirler, salmada ise daha da fazla.

Bulaşma ve Yayılma
Salmonellalar sadece hasta güvercinlerle değil, klinik anlamda sağlıklı olan güvercinlerin dışkı ve tükürükleriyle de yayılabilirler. Alıcı hayvanlar tetikleyiciyi çeşitli yöntemlerle bünyelerine katarlar. En önemli yayılma kaynağı dışkı ve salmonellalarca kirlenmiş yem ya da sudur. Bu yöntemle sağlıklı anaç güvercinler salmonellaları yavrularına bulaştırır. Hasta yetişkinler tetikleyiciyi öpüşmeyle eşine ya da kursak yemiyle yavrularına iletir. (Ağız yoluyla enfeksiyon)
Özellikle posta güvercinlerinde, taşıma ya da müzayedelerde olmak üzere, tetikleyici içerikli toz da ise bulaşma solunum yoluyla gerçekleşebilir. (Aerojen enfeksiyon)
Salmonellaları yumurtalıklarında taşıyan erkek güvercin bunları cinsel birleşme esnasında dişiye geçirir. Dişinin yumurtalıklarında tetikleyici olması halinde bunlar, döllenen yumurtaya geçer. Sonuç yumurtada bulunan yavrunun erkenden ölmesidir. Aynı şey, salmonellalı dışkıyla kirlenmiş yumurtaya kabuktan girerek yumurtada bulunan yavruyu enfekte etmesinde de geçerlidir. Bu şekilde yumurtadan çıksalar dahi, anaçlardan verilecek kursak sütü nedeniyle enfekte olup kısa zamanda ölürler. Enfeksiyonu atlatsalar dahi, sağlıklı gibi görünen güvercinlere dönüşürler ve taşıyıcı olduklarından, sürekli salmonella içerikli dışkı bırakır, enfekte olmuş yumurta yapar ve böylece enfeksiyonu daimi olmak üzere salmada tutarlar.

Hastalığın Oluşması
Güvercinler büyük miktarlarda ve defalarca olmak üzere hastalandırıcı (patojen) salmonella aldıkları takdirde hastalanırlar. Oral enfeksiyonlarda tetikleyici sindirim kanalına ve bağırsak duvarına girer. Burada tetikleyiciler o derece çoğalırlar ki, sonuçta bağırsak iltihabına neden olurlar. İçinde tetikleyicilerin muazzam sayıda bulunduğu (1 gram dışkıda 1 milyondan fazla tetikleyici) oldukça dikkat çeken farklı bir dışkı bırakılır. Aynı zamanda bağırsak duvarı salmonella tarafından o kadar inceltilirki, tetikleyiciler buradan karaciğere ve kan yoluyla diğer organlara ulaşır ve böylece hastalık son şeklini almaya başlar. Yavru ve direnci zayıf genç hayvanlarda çoğu zaman ölümle sonuçlanır. Solunum yoluyla meydana gelen enfeksiyonlarda akciğere ulaşan tozun içindeki salmonellalar akciğerde iltihaba neden olur ve kan yoluyla tüm vücuda yayılıp genel bir hastalığa sebep olurlar.
Daha az miktarda salmonella alan hayvanlar bu evreyi atlatsalar dahi, salmonellaların vücudun yumurtalık, testis, beyin ve içkulak gibi zayıf kan dolaşımı olan organlara yerleşmeleri nedeniyle kalıcı hasarlara neden olur, eski performanslarına kavuşamazlar.
Akut vakalarda kuluçka süresi 3-5 gündür. Ancak hastalık gelişiminde farklılıklar (akut, subakut, başlangıç) olması durumunda salmonellaların kuluçka süresi hakkında kesin bir şeyler söylemek zordur.

Hastalık Belirtileri
Salmaların çoğu ile yabani şehir güvercinleri zaten başlangıç aşamasında olmak üzere salmonella ile enfektedir. Salmonella klinik olarak sadece aşırı miktarda salmonella alan veya tekrar enfekte olan genç hayvanlar ile direnci oldukça düşmüş yetişkinlerde ortaya çıkar. Aynı şey, hiç salmonella olmamış ve bunun sonucunda da salmonellaya karşı hiç bir bağışıklık kazanmamış salmalar için de geçerlidir. Bu durumda yavru ve genç hayvanlar ölmüş, yetişkinler ise başlangıç aşamasında salmonella ile enfekte olmuştur.
Damızlık hayvanlarda üreme bozuklukları (düzensiz yumurtlama, dölsüz yada içinde yavru ölmüş yumurta), genç hayvanlarda ise büyüme ve gelişme bozuklukları şüpheli belirtilerdir. Yumurtadan yeni çıkmış yavrularda normalde sarı renkli olan kursak sütü kursak arkasından yeşil-grimsi bir renkte belirir. Kursak sütünün resorpsiyonu gecikir ve kalıntısı birkaç gün sonra bile hala görülmektedir. Yavrular yem almayı reddeder ve 8–14 gün içinde ölür. Genç hayvanlar katılım göstermez, zayıflar, bir kenarda durur, az yem yerler, çok su içerler, tüylerini kabartırlar, ishal olur ve 8–10 haftalıkken ölürler.
Klinik olarak ortaya çıkan salmonellalar ya da diğer bir deyimle salmonella enfeksiyonu şu şekillerde sınıflandırılabilir: Başlangıç tip, septikemik tip, bağırsak tipi, eklem tipi ve beyin tipi. Ancak bazen bunlar bile kesin olarak tanımlanamaz. Buna ilaveten değişik türleri tek bir yerde de yan yana bulunabilir.
Salma için en büyük tehdidi yeni enfekte olmuş güvercinler oluşturur. Dışarıdan sağlıklı görünün bu güvercinler salmonellaları bağırsaklarında, iç organlarında, eklemlerinde ve üreme organlarında barındırırlar. Virüsler genellikle dışkı ile olmak üzere kursak sütü veya enfekte edilmiş yumurta ile dışarıya çıkar. Burada, özellikle steril salmalarda, sürekli virüslü dışkı bıraktığı fark edilmeyerek enfeksiyonu salmada sabit tutan damızlık dişi güvercinlere dikkat etmek gerekir. 
Akut olarak ilerleyen septikemik tipte ise, çoğu ölen, 6 haftadan küçük yavrular hastalanır. Anaçlardan verilen yemi almaz, kusar ve hızla zayıflarlar. Çoğu zaman yuvalıkta pis kokan dışkı bolca bulunur.
Yeme düşmüş yavrular güçsüz, katılımsız, kabarmış tüylerle bir köşede oturur, az yem yer ama çok su içerler. Dışkı yumuşak ve şekilsizdir ve pelte halindedir. Dışkı kahverengi-yeşilimsidir, balgamla kaplıdır ve içerisinde sindirilmemiş taneler bulunmakla birlikte iğrenç kokar. Salmonellaların genel olarak bedene yayılması sonucu ölümden kısa süre öncesinde merkezi sinir sistemi ile ilgili belirtiler görülebilir.
Bağırsak tipine ise her yaşta hayvan yakalanabilir. Çoğu zaman klinik olarak tespit edilebilen bir salmonella tipidir. Bu tipe yakalanan güvercinler subakut’tan kronike varan bir şekilde ölebilirler. Bağırsak enfeksiyonunun belirtilerini gösterirler: Durdurulamayan ishal, pis kokulu yeşilimsi, çok yumuşak ve şekilsiz, balgamlı ve bazen de kanlı dışkı ile kirlenmiş arka ve kuyruk tüyleri belirtilerdendir. Yeşil renkli dışkı salmonella olduğu anlamına gelmez. Başka tarz bağırsak enfeksiyonlarında da görülebilir.
Yeşil renkli dışkı dalak sıvısı ile ilgilidir. Güvercinlerin dalağı olmadığı için, karaciğerde oluşan dalak sürekli olarak onikiparmak bağırsağına boşalır. Bağırsak enfeksiyonuna yakalanmış güvercinler çok az ya da hiç yem yemedikleri için, dalak sindirim işlemi esnasında oluşturulamaz ve böylece dışkı ağırlıklı olarak bağırsak balgamı ya da dalak sıvısından oluşur. Uzun süre yemsiz kalan güvercinlerde düzenli yem alana kadar yeşil renkli bir dışkı (açlık dışkısı) bırakır.
Çoğu zaman kronik olarak ortaya çıkan, ama nadiren ölümcül olan eklem tipi ise güvercinlerde sık görülür. Septikemik ve bağırsak tipini atlatmış olan genç ve yetişkin güvercinlerde (ağırlıklı olarak dişilerde) ortaya çıkar. İltihaplanmış eklem ve sinir uçları başlangıçta hiç fark edilmezler. Sonrasında ise dikkat çekecek kadar büyürler, üzerine bastırınca acı verirler, sıcak ve kapsül şeklinde olup içlerinde eklem sıvısı bulunmaktadır. Çoğu zaman bir tek eklemde bulunurlar. Mağdur güvercinler çok az ya da hiç uçamayacak ya da yürüyemeyecek hale (Bacak / Kanat felci) gelir. Tecrübeye dayalı olarak kanat eklemlerinin bacak eklemlerine nazaran daha çok, ama en çok da dirsek (vakaların %90’ında) ekleminin hastalandığını söyleyebiliriz.
Kanat felcinde güvercin yüksek, sürekli ve düz uçamaz. Kazıklaşmış eklemle ise hiç uçamaz. Felç olan kanat genelde belirgin bir şekilde açık ve yere sarkık olarak sürüklenir. Dış kanat teleklerinin uçları bu nedenle hep kirlidir. Parmak kemiği derisinde ve içinde buğday tanesi – bezelye büyüklüğünde (granül) düğümler bulunur. Bacak felcinde güvercin kazık gibi yürür, topallar ya da hasta bacağın üzerine basamaz hale gelir.  Her iki bacakta felç olması durumunda ancak kanatlarını kullanarak hareket edebilir. Salmonella sonucu meydana gelen eklem hastalıklarını tedavi etmek neredeyse imkânsız olduğundan bu tarz hayvanlar bertaraf edilmelidir.
Hastalığın çoğu zaman subakut veya kronik olarak gelişen beyin tipine ise daha nadir rastlanmaktadır. Bu tarzda güvercinler başlarını ve boyunlarını sürekli geriye hareket ettirirler, denge bozuklukları gösterirler, ayakta duramazlar, yan yatarlar ve yürürken düşmekle birlikte diğer merkezi sinir sistemi rahatsızlıkları görülür.  Hayvan hakları nedeniyle öldürülemeseler de, birkaç gün veya birkaç hafta sonra ölürler. Salmonella sonucu kayıp oranı güvercinin yaşı, doğal bağışıklık sistemine ve çevre koşullarına ile vücuttaki salmonella miktarına bağlı olarak farklılık gösterir. Uygun koşullarda yetiştirilmeyen ve düzenli olarak beslenmeyen güvercinlerde bu hastalık salgın halinde ortaya çıkmakta ve yumurtadan yeni çıkan yavrular dâhil tümü ölmektedir. Sayının az olduğu salmalarda ise bu oran %40’ı geçmemektedir.
Sağlıklı bir salma ancak eklem felçli ve beyin tipine yakalanmış tüm hayvanların bertaraf edilmesiyle mümkündür. Bu gibi hayvanlar nadiren iyileşebilmekle birlikte tüm salmanın gelecekte kronik bir salgın nedeniyle hastalanmasına neden olurlar.

Teşhis
Eklem tipi dışındaki tüm hastalık şekillerindeki teşhis tahmine dayalıdır. Kesin teşhis ancak bakteriyolojik bir inceleme ile mümkündür. Deney malzemesi (Dışkı örneği, eklem sıvısı, organ örneği) bu işlem için uygun bir laboratuarda sabit üreme plakalarına sürülür ve 37 derece – 24 saatlik bir üremede salmonella kolonilerinin oluşması beklenir. Daha az miktardaki bakterilerin teşhisi için ise önce örnekler bir sıvının içinde salmonellalar zenginleştirilir. Bilahare bu örnek sabit üreme plakalarına sürülür salmonella kolonilerinin oluşması beklenir. 48 – 72 saat arası süren bu yöntem özellikle dışkı örneklerinin incelenmesinde uygulanır. Canlı güvercinlerde salmonella enfeksiyonları ise dışkı örneği ve eklem sıvısının bakteriyel incelemesi ile tespit edilir. Salmonellalar dışkı yoluyla çoğu zaman sadece küçük miktarlarda vücuttan atılabileceğinden, tek bir güvercinin veya tüm salmanın sağlık durumu hakkında bir şey söyleyebilmek için, dışkı testinin tekrar yapılması gerekebilir.
Salmonella tespiti için yapılacak serolojik kan testi ancak kısıtlı bir tablo ortaya çıkarır. Burada ancak pozitif bir tespit kanıt iken, negatif bir sonuç hayvanda salmonella bulunmadığı anlamına gelmez. Özellikle taşıyıcılar nadir olmayan seronegatif reaksiyonlar gösterirler. Diğer yandan serolojik olarak pozitif olan bir hayvanın tedavisi başarılı olarak tamamlanmasına rağmen, dolaşım sisteminde hala serolojik olan anti-maddeler bulunabilir. Burada serolojik olarak pozitif olan bir test sonucu hayvana bir kere salmonella bulaşmış olduğuna işarettir.

Farklı Teşhis
Salmonella bulunabileceğinin işareti olabilecek klinik belirtilerin tespiti yada patolojik değişimlerin ispatında salmonella ile birlikte sık sık karma enfeksiyonlar olarak ortaya çıkabilecek olan bir çok diğer hastalık göz ardı edilmemelidir.
Bağırsak parazitleri, iç organlarda trichomoniasis, ornithose, zehirlenme ve bozulmuş yem, bakteriyel eklem iltihapları, yaralanma ve kemik kırılmaları, güvercin çiçeği ve güvercinlerde paramyxovirüs enfeksiyonu önem arz eder.

Tedavi
Günümüzde salmonellanın tedavisinde ağırlık noktasını reçete ile satılan ve sadece yetkili bir veteriner ya da eczane verilebilecek antibiotik ve kemoterapik ilaçlar oluşturur. Antibiyotik döneminin başlangıcında sık sık kullanılan, güvercinlerde pek uygulanamayan ve ölümlere neden olan, Streptomycin ve benzerleri günümüzde artık kullanılmamalıdır. Onun yerine daha etkili maddelerle değiştirilmiştir.
Uzun yıllar kontrolsüz olarak kullanılan antibiyotik ve kemoterapiklerin bazı maddelere karşı direnç oluşturmuş olduğundan, salmonellaların laboratuarda izolasyonu sonrasında önce bir antibiyogram oluşturulmalıdır. Bu şekilde veteriner 24 saat içinde ilgili antibiyotiği oluşturabilir.
Salmonella ile enfekte olmuş müstakil hayvanlar, özellikle enfeksiyon başlangıç aşamasındayken, yada salmalara bu antibiyotik içme suyu vasıtasıyla yada enjeksiyon yoluyla verilebilir. Ağız yoluyla verilen antibiyotikte organlarda ve dokularda yeterli kan oranı her zaman sağlanamazken, enjeksiyon yöntemiyle verilen antibiyotik ile bağırsak duvarına salmonellaları tümüyle yok edecek etken madde neredeyse hiç ulaşamaz.
Bu nedenle birçok araştırmacı tarafından kombine, yani hem oral, hem de parenteral tedavi tercih edilmektedir. İçme suyu vasıtasıyla oral tedavide özellikle tetracyclinler (Oxtetracyclin, chlortetracyclin), chloramphenicol ve furazolidon kullanılır. Bu maddelerin tümümün bakteriyostatik (bakteri sabitleyici) oldukları ama bakterisid (bakteri öldürücü) olmadıkları için sadece üreme aşamasında olan ve durağan hale gelmemiş bakterileri etkileyebilirler. Bunu yanı sıra güvercin organizması, zarar gören salmonellaları bağışıklık sistemi vasıtasıyla etkisiz hale getirecek durumda olmalıdır.
Bu nedenle tamamen hastalanmış güvercinler salmanın tedavisine başlamadan önce öldürülmelidir. En az 14 günlük bir tedavi süreci uygulanmalıdır. Hayvanlar klinik olarak sağlıklı görünmeye başlasalar dahi, salmonella taşıyıcısı olabileceklerinden, tedavi kesilmemelidir.
Tetracyclin ve chloramphenicol dozajı 100 mg etken madde/kg vücut ağırlığıdır. Burada etken madde ilaç değildir! Zayıf dozajlama başlangıçta terapik olarak başarı gösterse de, çoğu zaman hastalığın tekrar baş göstermesine neden olur. Enjeksiyon tedavisinde genellikle uzun süreli tetracycline, özellikle de kaslara 5 gün ve yak. 60–70 mg etken madde/kg vücut ağırlıklı etken madde enjekte edilen doxycyclin kullanılır.
Eklem iltihaplarında ise genellikle değişime uğrayan ekleme enjekte edilen antibiyotik tavsiye edilir. Eğer salmonellalar ekleme ‘’L-biçiminde’’ yerleşmiş ve terapik olarak etkilenmemişlerse, bu yöntemin başarısızlığa uğrayabileceği hesaba katılmalıdır. Her ne kadar tüm önlemler alınmış olup, eklem salmonellardan tamamen temizlenmiş ise de, eklemin kilitlenerek tedavi edilen hayvanın topallamasına veya uçamamasına sebep olabilir.
Bugünlerde içme suyu vasıtasıyla 5–10 gün süre ve 10 mg etken madde/kg vücut ağırlığı enrofloxacin (baytril) ile başarı sağlanmaktadır. Bu etken madde, antagonik etkileri nedeniyle, chloramphenicol ile birlikte kullanılmamalıdır.
Antibiyotik ve kemoterapinin birlikte uygulanması sonrasında, hayvanın kesilip yenilebilmesi için gerekli olan bekleme süresine, İlaç Yasası gereği uyulmalıdır.
Tedavide başarı sadece kullanılan ilaçların etkisinin yanı sıra, güvercinlerin nasıl bakıldığı ve yemlendiğine bağlıdır. Olası bir solucan mevcudiyeti ortadan kaldırılmalıdır.  Tedavi esnasında ve sonrasında uygun multivitaminler kullanılarak ilaçların ‘’vitamin yok edici’’ özelliği dengelenebilmekte ve güvercinlerin direnci yükseltilebilmektedir.
Kemoterapinin yanı sıra, salmonellaya karşı koruyucu bir aşı uygulayarak direnci arttırmaya çalışmayla ilgili deneyler yapılmıştır. İlk yıllarda kullanılan etken maddelerin etkisi az iken, günümüzde klinik olarak hastalanmış güvercinlerde kullanılan etken maddeler çok daha etkilidir. Aşı, etken madde üreticisinin talimatlarına uyarak, subkutan enjeksiyon ile gerçekleşir. İçme suyu vasıtasıyla uygulamanın pek yararı olmadığı anlaşılmıştır. Aşı ile salmonellaların vücutta üremesi ve dışkı yoluyla vücuttan atılması tamamen durdurulamadığından, aşının mücadele önlemlerinde sadece küçük bir etkisi vardır diyebiliriz. Yeniden bulaşmanın gerçekleşmemesi için tedavi sırasında ve sonrasında düzenli olarak temizlik ve dezenfeksiyon yapılmalıdır. Ayrıca tedavi sonrasında haftalık aralarla dışkı örnekleri alınarak en az 3 kez bakteriyel olarak kontrol edilmelidir. Tedavi sonrası ile ilk dışkı kontrolünün arasında en az 5 gün zaman olmalıdır. Ancak bu 3 kontrol sonrasında salmonella tespit edilmemiş ise, salmada salmonella yoktur diyebiliriz.
Dışkı örneklerinde salmonellaya rastlandığı takdirde, taşıyıcıları tespit etmek ve gerektiğinde bertaraf etmek veya tedaviye tekrar başlamak amacıyla, bu salmadan değişik hayvanlardan ayrı ayrı birer örnek alınmalıdır. Salmonellalar, verilen antibiyotiğe karşı direnç kazanmış olmaları ihtimaline karşın laboratuar ortamında izole edilirler ve gerektiğinde yeni bir antibiyotik hazırlanır.

Önleme
Güvercinlerde salmonella enfeksiyonlarının yayılmaması için genel olarak alınan önlemlerin yanında şunlara da dikkat etmek gerekir: Periyodik olarak en az yılda bir kez salmadan alınan dışkı örneklerinin laboratuar ortamında incelenmesi veya hastalık şüphesi durumunda ölen ya da hastalanan hayvanların bir veteriner kliniğine gönderilmesi.
Salmonellanın kesinleşmesi halinde, salmanın kemoterapik tedavisine başlamadan önce zayıflamış ve tedavi imkânsız hale gelmiş hayvanlar öldürülmelidir.
Hastalığın salgın halinde ortaya çıkması durumunda, tüm hayvanları bertaraf edip, sonrasında salmayı iyice temizleyip dezenfekte ettikten sonra, yeni güvercinlerle başlamak en iyisidir. Tabi ki bu, doğal olarak,  nadir ırklar ve değerli güvercinler için geçerli değildir. Salmonellalar çoğu zaman dışarıdan geldiğinden, güvercinlerin başka güvercinlerle ve diğer kuşlarla teması olmaması gerekir. Salmonella taşıyıcısı olmaları ve dışkılaması nedeniyle kemirgenlerle (fare, sıçan) de mücadele büyük önem taşır.
Satın alınan güvercinler önce ayrı tutulmalıdır. Üç haftalık bir gözlemden ve 2 dışkı kontrolünden sonra salmaya bırakılabilirler. Yakalanan güvercinler de kesinlikle salmaya sokulmamalı, aynı işlem yapılmalıdır. Mümkünse ayağındaki künyede bilgileri bulunan sahibine geri verilmelidirler.

Aspergilosis,

hayvanlarda ve insanlarda da görülebilen bulaşıcı bir mantar hastalığıdır. Hastalığın bir diğer adı da Pneumomycosis’dir. Daha çok Aspergilosis ya da Aspergillus adı ile bilinen bu hastalık bir Fungal hastalıktır. Fungal (mikotik) hastalıklar, toplumda yaygın adı ile mantar hastalıkları olarak bilinirler. Aspergilosis mikrobunun çeşitli türleri bulunmaktadır. Bu türlerden güvercinlerde hastalığa neden olanı, Aspergilosis fumigatus adı ile bilinir. İnsanda ve diğer hayvan türlerinde hastalığa neden olan Aspergilosis türleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle insandan güvercinlere ya da güvercinlerden insanlara Aspergilosis bulaşmaz. Genç kuşlar hastalığa karşı oldukça duyarlıdırlar. Hastalık çeşitli nedenlerle bağışıklık sistemi zayıflamış kuşlarımızı, başka hastalıklara yakalanmış ya da bu hastalıkları atlatsa bile bu nedenle güçsüz düşmüş kuşlarımızı, stres altındaki kuşlarımızı, kötü hijyenik koşullarda, sağlık açısından uygun olmayan yuvalarda beslenen, iyi ve nitelikli yem tüketmeyen kuşlarımızı yakalama eğilimindedir. Hastalık tedavi edilse bile kuşlar bu hastalığa karşı bağışıklık kazanmaz ve hastalık tekrarlama eğilimi gösterir. Bu nedenle sürekli dikkatli ve olunması ve gereken tedbirlerin elden bırakılmaması gerekmektedir. Hastalık kuştan kuşa fazla yayılma eğiliminde değildir. Bulaşma daha çok solunum yolu ile olur. Ancak temas ile bulaşma da olabilir.

HASTALIK MİKROBUNUN GELİŞME ORTAMLARI

Hastalık mikrobunun gelişimi daha çok nemli ortamlarda olur. Bu nedenle hastalık yağmurdan yalıtımı iyi yapılmamış yuvalarda ve kış aylarında daha fazla gözlenir. Güvercin yuvası yapımı için kullanılan sunta, tahta gibi elemanlar ıslandıklarında mikrop üretebilirler. Daha nemli olan yuva altları, yuvanın arkası gibi yerlerde biriken ve temizlik sırasında gözden kaçan dışkılar mikrobun çoğalmasına neden olabilir. Yuvalıklarda kullanılan saman ve benzer otlar ıslandıklarında mikrobun üremesi için çok uygun bir zemin yaratırlar. Islak samanın solunması kuşlarımıza hastalığın bulaşması için yeterlidir. Aynı şekilde gübreli toprağın solunması veya yenmesi hastalık nedeni olabilir. Bazı ev kadınları şehir içindeki yabani güvercinlere bayat ekmekleri ıslatarak vermektedirler. Islatılmış ekmek, Aspergilosis mikrobunun üremesi için çok uygun bir ortamdır. Ayrıca kuşlarımıza verdiğimiz yemlerde hastalık kaynağı olabilir. Özellikle bayat ve küflü yem verilmesi hastalık riskini çok artırmaktadır. Güvercinlere verdiğimiz yemlere mutlaka dikkat etmemiz gerekmektedir. Verilen yemlerin taze olduğunun göstergesi bu yemlerin çimlenme yeteneğini kaybetmemiş olmasıdır. Yem olarak “kısır tohum” kullanımı doğru değildir.

BELİRTİLERİ

Hastalık genellikle müzmin bir form izler. Hastalık erken devrelerinde kendini fazla belli etmez. Ancak sonradan ölümcül olabilir. İlk başlarda, performans kaybı, genel kayıtsızlık, güçsüzlük, uyuşukluk gözlenir. Daha sonra solunuma ilişkin sorunlar kendini göstermeye başlar. Hırıltılı sesler çıkartma, nefes alıp verme güçlüğü, esneme, ağız açık şekilde soluma, her nefes alıp vermede kuyruğun aşağı yukarı hareketi gözlenebilir. Dışkının kıvamı değişir ve ishal görülmeye başlar. Hastalığın ciğerleri etkilemesi ile birlikte koyu yeşil renkli sulu dışkı gözlenebilir. Hastalık belirtileri belirgin olarak iki noktada kendini göstermektedir. Birincisi, iç organlarda özellikle akciğer ve hava keselerinde, soluk borusunda kendini gösterir. Böyle olduğunda bu organlarla birlikte solunum yolları, dil ve damakta da tabakalar halinde mantar oluşumlarına rastlanabilir. Bu tabakalar akciğerlerde darı tanelerine benzer büyüklüktedir. Bu tabakalar akciğerlerde kadavra analizi ile saptanabilirler. Dil ve damakta ise beyaz, sarı ve yeşilimsi bir renkte olurlar. Kuşun gagası açılıp gözlenebilir. Bu tabakaların bir şekilde kazınıp alınmaları sorunu çözmez hastalık tedavi edilmediği sürece aynı tabakalar tekrar çıkar. Bu tabakalar hastalığın tanısı için önemli göstergelerdir. Gözle yapılacak gözlemlerin yanı sıra boğazdan alınacak örnekler üzerinde yapılacak kültür testleri ile hastalık kesin olarak teşhis edilebilir. İkinci olarak deri üzeri ve tüylerde hastalık görülebilir. Deride pul pul döküntü şeklinde soyulma, kuşların sinirli davranışlar göstermesi ve tüy yolmaları gözlenebilir. Özellikle kanat teleklerinde çürüme ve kırılarak düşmeler yaşanabilir. Tüylere ve özellikle de yeni çıkan kanat teleklerine mantar bulaşması durumunda bu tüyler gelişimini tamamlayamaz ve ölürler. “Tüy çürümesi” olarak adlandırılan bu durumun nedeni, mantar kökenli olabildiği gibi dış parazitlerden at sineğinin etkisi ile de olabilmektedir. At sineği tüy değişimleri sırasında yeni çıkan teleklerin kan ile dolan dip kısımlarından delik açarak kan emmesi sonucu bu tüyler sonradan bozuluma uğrar ve çürüyerek düşerler. Bazı kuşçuların “telek patlattı” dedikleri bu durum sonucu telek dibinden dışarı doğru kanama olur.

ALINABİLECEK ÖZEL ÖNLEMLER

Tüm hastalık etmenlerinin devre dışı bırakılması gerekmektedir. Yuva içinde ve çevresinde mutlaka kuru ortam yaratılmalıdır. Yuva içine toprak serilmemeli, saman dökülmemeli ve kuşlarımıza her zaman taze yem verilmelidir. Havadar ortam ve hijyen koşullarına dikkat edilmesi şarttır. Salmanızda bu hastalık baş gösterdiğinde salma içinde bulunan tüm kalsiyum kaynaklarını, ahtapot kemiklerini, grit ve kum taşlarını kullanımdan kaldırmakta yarar vardır.

Young Bird Sickness

İngilizce adından esinlenerek “Genç Kuş Hastalığı” olarak adlandırabileceğimiz bu hastalık, güvercinlerde lenf sistemine bulaşan bir virüs tarafından oluşturulmaktadır. Hastalığın ismi buradan gelmektedir. Bu hastalık ve tedavisi hakkında bilinenler fazla değildir. Virüsün vücuda girmesini takiben güvercin, kanında antikorlar üreterek bu hastalıkla baş etmeye çalışır. Üretilen antikorların yeterli olmadığı durumlarda hastalık kendini ortaya koyar. Bu hastalığın önemli bir özelliği, diğer bazı hastalıklara uygun zemin hazırlaması ve özellikle de E. Coli ile birlikte görülme eğiliminde olmasıdır. Trichomonas, Hexamitas ve Fungi kökenli hastalıklarda karşılaşılan güvercin ölümlerinin önemli bir nedeni de adenovirus’dür. Çünkü bu virüs bu hastalıkların tedavisini çok daha güç hale getirmektedir.

BELİRTİLERİ

Kuşlarda karaciğer, üst solunum yolları ve bağırsak mükozası üzerinde etkileri görülmektedir. Buralarda ateş yaratır. Hastalığın karakteristik belirtisi vücut dokularından herhangi birinde anormal büyüme ve tümör benzeri oluşumların meydana gelmesidir. Bu durum özellikle genç yavrularda kendini gösterir. Bunun yanı sıra sık sık kusma ile birlikte sarı–yeşil renkli bir ishal gözlenir. Kuşların uçma isteklerinde bir azalma ve performans düşüklüğü vardır. Özellikle dişi kuşlarda kusarak yavru beslemenin arkasından görülen aşırı kilo kaybı ve güçten düşme durumlarında adenovirus’den şüphelenilebilir. Virüsün vücuda girmesini takiben bütün bu belirtiler, 1 gün gibi kısa bir sürede hepsi birlikte ortaya çıkabilir.

TEŞHİS VE BULAŞMA ŞEKLİ

Hastalığın kesin teşhisi kan analizleri yolu ile olur. Hasta güvercinlerde akıtılan salyalar ve çıkartılan dışkı hastalık mikrobunu taşır. Mikrop taşıyan bu atıkların kuruyup toz haline gelmesi ve bu tozun sağlıklı kuşlar tarafından solunması bulaşma yollarından biridir. Aynı şekilde mikrobun yemlere ve suluklara bulaşması yolu ile de mikrop alınmaktadır. Hastalıktan korunabilmek için genel hijyen ve temizlik koşullarına dikkat edilmesi çok önemlidir.

“Sour crop”

 İngilizce adından Türkçe’ye çevirerek “ters kursak” olarak adlandırabileceğimiz bu hastalığın bir diğer adı da Candida’dır. Ancak hastalık Mycosis, Muget, Yeast ve Trush adları ile de bilinmektedir. Fungal bir hastalıktır. Fungal (mikotik) hastalıklar, toplumda yaygın adı ile mantar hastalıkları olarak bilinirler. Cadidiasis de sindirim bölgesinde özelliklede üst sindirim bölgesinde görülen müzmin formlu bir mantar hastalığıdır. Mantar mikrobunun yerleşerek hastalığa neden olduğu bölge, proventriculus olarak da adlandırılan ve kursaktan sonra yemlerin geçtiği ilk durak olan bezlimidedir. Kümes hayvanları, serçeler, su kuşları ve güvercinler gibi bir çok kuş türünde yaygın olarak gözlenen bir hastalık türüdür. Hastalığa neden olan mikrop Candida abbicans adı verilen bir mantar organizmasıdır. Bu mikrop daha çok bozuk yem üzerinde bulunmaktadır. Güvercinlere bayat ve küflü yem verilmesi hastalık riskini çok artırmaktadır. Güvercinlere verdiğimiz yemlere mutlaka dikkat etmemiz gerekmektedir. Verilen yemlerin taze olduğunun göstergesi bu yemlerin çimlenme yeteneğini kaybetmemiş olmasıdır. Yem olarak “kısır tohum” kullanımı doğru değildir.

HASTALIĞIN SEYRİ VE BELİRTİLERİ

Mantar mikrobu, bezlimide de küçük yaralara neden olmaktadır. Bu yaralar ufak boğumlar oluşturarak zaman zaman bir aşağıda yer alan ve taşlık adı ile bilinen kaslımideye yemlerin geçişini engellemektedir. Bu durum bezlimide de yemlerin birikerek buranın şişmesine neden olur. Bu şişlik bezlimideyi çevreleyen kan damarlarına basınç yapar ve yer yer bu damarların patlayarak kanamasına neden olur. Bu kanama güvercinin ağzından kan gelmesi şeklinde kendini gösterir. Bazen yuva içinde yerde gördüğümüz ve anlam veremediğimiz kan birikintilerinin nedeni bu tür bir kanama olabilir. Bezlimidenin bu şekilde tıkanması aynı zamanda kursakta şişmeye de neden olur ve kuş ara sıra kusarak bu birikintiyi atmaya çalışır. Kusmuğun kokusu, normalden daha kötüdür. Özet olarak kursakta şişme ve zaman zaman tahıl içeriğinin kusulması ile birlikte ağızdan kan gelmesi gibi durumlar bize kuşumuzda Cadidiasis hastalığının bulunduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra ağız içinde veya damakta görülen küçük beyaz mantar oluşumları hastalığı belirlememizi sağlar. Daha net olan bu göstergelerin yanı sıra, kayıtsızlık, iştah kaybı, ağırlık kaybı, kuşun performansında düşme, genç kuşlarda yavaş büyüme, yetişkin kuşlarda telek çürümesi ve tüy yarılması gibi durumlar bu hastalığın diğer belirtileridir. Boğazdan alınacak örnekler üzerinde yapılacak kültür testi ile hastalığa kesin teşhis koyulabilir.

Chronic Respiratory Disease

 İngilizce adından kısaltılarak CRD adı ile anılan ve Türkçe’ye “kronik solunum yolları hastalıkları” olarak çevirebileceğimiz bu hastalık tek bir hastalığın adı değil, solunum yollarında görülen bütün hastalıkları kapsayan ortak bir adlandırmadır. Güvercinlerde görülen başlıca CRD hastalıkları 4 tanedir. Bu yazı kapsamında söz konusu 4 hastalık hakkında bilgi verilecektir. Bu hastalıklar şunlardır ;

1 ) Ornithosis
2 ) Coryza
3 ) Mycoplasmosis
4 ) Haemophillus

Solunum yollarında görülen bu hastalıklar güvercinlerde çok yaygındır. Kış aylarında havanın soğumasına paralel olarak bu hastalıklarda da artma gözlenir. Bu hastalıklar aslında pek çok faktörün karşılıklı etkileşimi sonucu gelişmektedir. Kuşlarımız için öldürücü bir hastalık görünümü sunmamakla birlikte bazı ağır vakalar ölüm riski taşımaktadırlar. Ancak asıl sorun CRD hastalıklarının, başka hastalıklarla birlikte görülme eğiliminde olmasıdır. Bu durum kuşlarımızda ciddi güç kaybı yaratmakta ve hayati risk tehlikesi artmaktadır. Kuşlarımızda görülen uçuş yeteneklerinin azalmasının en önemli nedenleri arasında CRD hastalıkları gelmektedir. Stres etmenleri, kötü hijyenik koşullar vb. hastalığın gelişmesinde çok önemli rol oynarlar. Bu etkenler yok edilmediğinde hastalık geçmiş gibi görünse bile her zaman tekrarlama eğilimindedir. Şimdi bu hastalıkları tek tek ele almak istiyoruz.

1) Ornithosis

GENEL BİLGİLER

Chlamydia Psittaci adı verilen bir bakterinin neden olduğu hastalıktır. Psittacosis adı ile de bilinen bu hastalığa, bazen etken olduğu mikrop nedeni ile Chlamydia hastalığı da denilmektedir. Aslında bir solunum yolları hastalığıdır. Güvercinlerde dikkat çekici belirtisi gözlerde olduğu için bir göz hastalığı olarak algılanır. Güvercinler arasında yaygın olarak gözlenen hastalıklardan biridir. Bir çok kuş türünde gözlenen bu hastalık dünya çapında yayılmıştır. Diğer evcil olmayan kuş türleri hastalığı taşıyıcı rol oynamaktadırlar. Kuşların yanı sıra insan ve diğer memeli hayvanlarda da görülmektedir. Yaygın olarak papağanlar, güvercinler, hindiler ve ördeklerde rastlanır. Chlamydia Psittaci kendi içinde hem RNA hem de DNA bulunduran bir bakteri olmakla birlikte üreyebilmek için içinde bulunduğu vücuttan bu maddeleri almak durumundadır. Bunun sonucu olarak vücut hücrelerinde bozulmalara neden olur.

BELİRTİLER

Hastalık uzun süre belirgin bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle gözden kaçar ve dikkat edilmez. Ancak kuşun güç kaybına bağlı olarak kendini birden ortaya koyabilir. İlk aşamalarda kuşlarımızdaki performans eksikliğinin yaygın sebebi olabilir. İyi uçan bir kuşumuzun belirgin başka bir neden olmaksızın uçuş gücünün düşmesi dikkatimizi çekmelidir. Yavru kuşlarda yavaş gelişme durumu dikkat çekicidir. Hastalık, sonraki aşamalarda iştahsızlık, tüy kabartma, kilo kaybı, karışık tüyler, titreme, gerginlik hali, yeşilimsi ishal ve solunum yolları sorunları ile kendini gösterir. Daha ağır vakalarda mikrop karaciğere yayılır ve burada iltihaba neden olur. Bu aşamada hastalık ölümcül olabilir. Hastalığı geçiren ve tedavi olan kuşlar kısmen bu mikroba karşı güç kazanırlar ve tekrar bu hastalığa yakalanma riskleri azalır. Mikrop vücuda girdikten bir süre sonra gözlerde ve özellikle de tek gözde yaşarma ve akıntı ile kendini belli eder. Aslında başka belirtileri olmakla birlikte bunlar genellikle dikkatten kaçmaktadır. Böyle olduğu için Ornithosis sanki bir göz hastalığı gibi algılanmakta ve bir çok kaynakta Ornithosis (one eye cold) olarak belirtilmektedir.

ONE EYE COLD (TEK GÖZ SOĞUK ALGINLIĞI)

Chlamydia Psittaci mikrobun gözlere yayılması durumunda ilk belirtiler gözde yaşarma ve akıntıdır. Daha sonra kuşun gözünün etrafı tam yuvarlak bir halka şeklinde hafif şişer ve kızarır. Su toplamış gibi bir görünümü vardır. Genellikle tek gözde ortaya çıkar. Bu nedenle hastalığa İngilizce “One Eye Cold” denilmektedir. Tedavi edilmediği taktire bu kızarıklık gözün etrafına doğru yayılır ve genişler. Gözdeki yaşarma ve akıntı mikropludur ve mikrobun etrafa bulaşmasına yol açar. Güvercinlerde gözlerde belirti veren diğer bir hastalık olan Coryza ile karıştırılmamalıdır. Bazı durumlarda gözdeki enfeksiyon körlük ile sonuçlanabilir.

BULAŞMA ŞEKLİ

Kuşların mikrop taşıyan göz akıntıları salmalarımızın içinde bulaşmaya neden olurlar. Mikrop salma içindeki güvercin tozu dediğimiz beyaz toza bulaşarak taşınır. Solunum yolu ile diğer kuşlara geçer. Hasta kuşlarla aynı banyo suyunda yıkanan diğer kuşlar hastalığı kapabilirler. Bu hastalığın önemli bir özelliği insana da bulaşmasıdır. Eğer güvercininizden mikrop kapmak istemiyorsanız dikkat etmeniz ve hasta kuşlarınızı süratle tedavi etmeniz gerekmektedir. Güvercin tozunun solunması yolu ile mikrop insana geçebilmektedir. Hastalık mikrobu güvercin tarafından bırakıldıktan sonra 48 saat kadar salma içinde aktif konumdadır. Bu süre içinde mikrop alınırsa mikrobu alan insanın hassaslığına bağlı olarak 5–14 gün arasında hastalığın ilk belirtileri görülmeye başlar. İnsandaki belirtiler gribe benzer. Ateş, baş ağrısı, göğüs ağrısı, yorgunluk, kuru öksürük ve bazı vakalarda mide bulantısı ve kusma görülür.

HASTALIĞIN TEŞHİSİ

Hastalığın kesin teşhisi kan tahlili ile yapılabilir. Ölü kuşlar üzerinde yapılacak otopside karaciğerde yapılacak inceleme ile belirlenebilir.

2) Coryza ( Catarrh )

GENEL BİLGİLER

“Akut Nezle” (şiddetli nezle) adı ile Türkçeleştirebileceğimiz bu hastalığa Hemophilus İnfluenzae adlı bir bakteri neden olmaktadır. Kış aylarında daha çok görülen bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu güvercinin üst solunum yollarına yerleşir ve çeşitli rahatsızlıklar yaratır. Çoğu zaman Ornithosis ve mycoplasmasis ile bağlantılı olarak gelişir. Hızlı bir gelişme gösterir. Hassas bazı kuşlarda mikrobun vücuda girişinden itibaren 3 gün içinde hastalığın belirtileri görülmeye başlar.

BELİRTİLER

Başlangıçta kuşun boğazda sümük salgısı vardır. Boğaz, gırtlak ve burunda sümük benzeri bir balgam oluşur. Bu oluşum gaga üzerinde ya da kenarında gözlenebilir. Kuşun gagası açıldığında bu balgam, dil ve damak arasında, tel gibi şerit halinde uzanır. Kuşta solunum zorluğu, hırıltılı soluma, ses çıkartırken hırıltılı tonlar gözlenebilir. Sulu yeşilimsi bir ishal ile birlikte ağırlık kaybı, uçma isteksizliği ve yavru veriminde düşme vardır. En belirgin özellik, burun akıntısı ve her iki gözde de yaşarmaların olmasıdır. Burun akıntısı ve sümük kokuludur. Sinüslerde şişme gözlenir. Buna bağlı olarak kuşun yüzünde ve özellikle göz altlarından buruna doğru olan bölümlerde, alın kısmında hissedilir bir şişme oluşur. Öldürücü bir hastalık değildir. Bu hastalıktan ölüm oranı oldukça düşüktür. Ancak güvercinlerde ciddi strese neden olan bu durum diğer hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini hızlandırır.

BULAŞMA ŞEKLİ

Diğer evcil olmayan kuşlarla her türlü temasın kesilmesi gerekir. Bu kuşlar mikrobu taşıyıcıdırlar. Hasta kuşların akıttıkları göz yaşı ve sümük gibi salgılar mikropludur. Bu salgıların kuruyup toz haline gelmesi ve bu tozun solunması yolu ile hastalık bulaşabilir. Ayrıca aynı salgıların içme suyuna bulaşması ile bu suları içen kuşlarda hastalanabilirler. Doğrudan temas ise başka bir bulaşma yoludur. Eğer salmanızda bir güvercin hastalandıysa mikrobun bütün salmaya yayıldığını düşünerek önlem almanız gerekmektedir. Temizlik, salma içinde havadar bir ortam yaratılması rutubetin önlenmesi ve hijyenik koşullara uyulması hastalık riskini azaltacaktır.

HASTALIĞIN TEŞHİSİ

Kesin olarak teşhis edebilmek için burun veya göz akıntısının laboratuvar analizi gereklidir.

NOBİLİS CORYZA (CORYZA AŞISI)
Tavuklardaki Coryza hastalığının önlenebilmesi için geliştirilmiş bir aşıdır. İntervet firmasının bir üretimi olan aşı, güvercinlerde de doz ayarlaması yapılarak kullanılabilir. İnaktif bir aşıdır. Sadece sağlıklı hayvanlarda kullanılmalıdır. Hastalığa yakalanmış kuşlarınızda kullanmayınız. Aşının kullanılmadığı zamanlar, 2–8 derece arasında buzdolabında bulundurulması gerekmektedir. Kullanılmadan önce şişe iyice çalkalanmalıdır. Kullanmadan önce aşının oda sıcaklığına gelmesini beklemek gerekmektedir. Ticari şekli, 250 ml lik (1000 dozluk) ambalajlar şeklindedir. Kullanım şekli ve doz için prospektüse bakılmalıdır.

3) Mycoplasmosis ( Mycoplasma )

GENEL BİLGİLER

“Kronik Nezle” olarak adlandırabileceğimiz bir hastalıktır. Hastalık genellikle diğer solunum yolları hastalıklarının (Ornithosis ve Coryza) bir devamı şeklinde kendini gösterir. Hastalığın etkeni mycoplasma denilen bakteri kökenli bir organizmadır.

BELİRTİLERİ

Hastalık belirti olarak diğer solunum yolları hastalıkları ile benzer bir görüntü sunduğu için ayırt edilmesi oldukça zordur. Boğaz, gırtlak ve burunda sümük benzeri bir balgam oluşur. Bu oluşum gaga üzerinde ya da kenarında gözlenebilir. Kuşun gagası açıldığında bu balgam, dil ve damak arasında, tel gibi şerit halinde uzanır. Burunun dış deliklerinde sümük şeklinde oluşum vardır. Burun akıntısı gözlenebilir. Aksırma vardır. Sinüslerdeki şişmeye bağlı olarak yüzde ve özelliklede alın bölgesinde şişlik görülebilir. Kuşun ateşinde yükselme saptanabilir. Özellikle geceleri hırıltılı soluma, hırıltılı ses çıkarma ve nefes alıp verme zorlukları gözlenebilir. Kuş nefes alırken burnu tıkalı olduğu için gagasını açma ihtiyacı hisseder. Solunum yetersizliğine bağlı olarak kandaki oksijen miktarı azalır ve kuşun derisinin rengi mavimsi bir görünüm kazanabilir. Kuşun karın ya da göğüs bölgesindeki tüyler aralanıp deri rengi kontrol edilebilir. Güvercinlerimizin uçuş performansını ve yumurta üretimini olumsuz etkiler. Bu hastalıktan ölüm olayı görünmez ancak bu hastalığın en önemli özelliği diğer bazı hastalıklarla birlikte seyretmesidir. Böyle olduğunda kuşumuz için ölümcül risk yaratır.

BULAŞMA ŞEKLİ

Bu mikroorganizma sadece canlı vücutlarda yaşayabilir. Kuşun vücudunun dışında yaşam süresi 15–20 dakika ile sınırlıdır. Bu nedenle fazla bulaşıcı bir hastalık değildir. Bulaşma daha çok direk temas yolu ile olmaktadır. Evcil olmayan diğer kuş türleri mikrobu taşıyıcıdırlar. Hastalığın yayılmasını sağlayan en önemli etkenler arasında, olumsuz hijyenik koşullar, salma içinde rutubetli ve havasız ortam başta gelmektedir.

HASTALIĞIN TEŞHİSİ

Kesin tanı hasta kuşun kan analizi ile olabilir. Kuşun salgıladığı balgamın tahlili ise hastalığın aşamaları ve seyri konusunda bir fikir vermektedir.

satan eczane ve ecza depolarında bulunur. Ticari şekli 25 ve 100 gr’lık ambalajlar halindedir. Güvercinlerde tüm CRD hastalıklarında kullanılabilir. Özellikle CRD hastalıkları için üretilmiş bir ilaçtır. Kullanılacak doz 10 güvercin için 1 gram ilaç 2 litre içme suyuna karıştırılarak verilebilir. İlaç tedavisi 2 gün sonra kesilmelidir. Ağır durumlarda tedavi 5 güne kadar uzatılabilir.

4) Haemophillus

Bu hastalığın nedeni Haemophillus adlı bir bakteridir. Bu bakteri güvercinlerimizin solunum yollarına yerleşerek burada çeşitli sorunlara yol açar. Hastalığın en önemli belirtisi genellikle kuşun her iki göz kapağında belirgin şişme ve göz sulanması ile birlikte gözlerde ve burunda akıntı gözlenmesidir. Bu hastalığı, diğer CRD hastalıklarına bağlı göz sorunlarından ayıran en önemli özellik, göz iç dokularında çok belirgin şişme ve hastalığın her iki gözde aynı anda görülebilmesidir. Bunun yanı sıra solunum yollarında çeşitli problemler vardır. Nefes alma güçlüğü, aksırma vb. Hastalık doğrudan temas veya hastalık mikrobunu taşıyan göz ve burun akıntılarının salma tabanında biriken toz ve dışkılara bulaşarak, kuşlarımızın yedikleri yem ya da içtikleri sulara taşınması yolu ile yayılır. Hastalığın tedavisinde antibiyotikler olumlu sonuç vermektedir. Özellikle Tetracyline grubu antibiyotikler kullanılmaktadır.

E-COLİ İSHALİ

“Eshericia coli” adı verilen bir bakterinin neden olduğu hastalıktır. Kısaca E. Coli adı ile anılmaktadır. İnsanda ve hayvanlarda bağırsaklarda bulunan bu bakteri aslında bağırsak florasının bir parçasıdır. Ancak normalden fazla miktarda bulunması sonucu hastalık kendini gösterir. Güvercinlerde hastalığın en belirgin göstergesi ishaldir. Bu hastalığa yakalanan kuşlarımız süratli ve şiddetli bir şekilde su ve elektrolit kaybına uğrarlar. Özellikle genç kuşları çabuk etkiler. Genç kuşlarda şiddetli vakalar ani ölümle sonuçlanabilir. Yetişkin kuşlarda ölüm pek görülmez ancak, kuşlarımızın gücünü kaybetmesine bağlı olarak diğer hastalıkların ortaya çıkışı hızlanabilir. Çabuk bulaşan ve kolay yayılan bir hastalıktır.

BELİRTİLERİ

En belirgin belirtisi sulu ishal şeklinde dışkıdır. Dışkının rengi yeşil ve sarımsı bir tondadır. Hasta kuşlarda bağırsak iltihabı oluştuğu için dışkının kokusu normalden daha kötü kokuludur. Hasta kuşlarda performans tamamen düşer. Genel bir kayıtsızlık hali gelir. Yeme karşı isteksizlik vardır. Aşırı ve çabuk zayıflama saptanabilir. Hastalığa neden olan bakteri, kan dolaşımına girerek kuşun vücudunun herhangi bir organına yerleşebilir. Bu durum sonucu kuşta sistematik bozukluklar gözlenebilir. Mikrobun yerleştiği vücut bölgesine göre kuş değişik belirtiler verebilir. Örneğin mikrop kanatlara yerleşirse, kanatlarda tutulma olur ve buna bağlı olarak kuş kanadını taşıyamıyormuş gibi davranabilir. Kanat düşürür, kanatlarını yerde sürüklemeye başlar. Mikrop ayaklara yerleşirse topallama veya yürüyememe gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Benzer belirtiler güvercinlerde Salmonella, Cocidiosis ve Hexamitiasis gibi hastalıklarda da vardır. Kuşun sorunlarının hangi hastalıktan kaynaklandığının doğru tespit edilmesi gerekmektedir. Hastalığın kesin tanısı dışkının mikroskobik analizi ile yapılabilir.

BULAŞMA ŞEKLİ

Hasta kuşların dışkılarında hastalık mikrobu bol miktarda bulunur. Kuşlarımızın yediği yem ve içtiği sulara bu dışkıların bulaşması yolu ile hastalık yayılır. Ayrıca coli mikrobu salmalarımızın içinde bulunan ve güvercin tozu dediğimiz beyaz toza, karışarak solunum yolu ile de alınabilir. Salma içi temizliğine dikkat edilmesi, hijyenik koşullara uyulması gibi önlemler alarak hastalığı engellemek mümkündür.

HEXAMİTİASİS

Güvercinlerde Hexamit columbae adı verilen bir protozonun neden olduğu hastalıktır. Sınıflamada hayvanlar grubuna dahil olan Protozonlar, basit yapılı mikroskobik canlılardır. Binlerce türü bulunan bu canlılar, insanda ve hayvanlarda çeşitli hastalıklara neden olabilmektedirler. Hexamitiasis hastalığına güvercinlerin yanı sıra tavuklar, hindiler, bıldırcınlar, keklikler, ördekler ve bazı kuş türlerinde de rastlanmaktadır. Ancak diğer türlerde hastalığa neden olan Hexamit protozonu daha farklıdır. Hastalığın karakteristik özelliği bağırsak iltihabına bağlı olarak gelişen ishal ve özellikle de kanlı ishaldir. Hastalık daha çok yaz aylarında yaygınlık kazanmakta ve özellikle genç kuşlarda daha fazla görülmektedir. Hastalığın yayılmasını önlemek için salma içi hijyenik koşullara dikkat edilmesi çok önemlidir.

BELİRTİLERİ

Hastalık ilk belirtisini kusma ile gösterir. Yenilen yemlerin kusulması hastalığın bir başlangıç belirtisi olmakla birlikte, mutlak değildir. Yani bu hastalığa yakalanan kuşlar mutlaka kusacak diye bir koşul yoktur. Ayrıca bu kusma başka nedenlerle olabilecek kusmalarla karıştırılabilir. Bu nedenle kusmayı takip eden günlerde yapılacak gözlemler önemlidir. Hasta kuşlarda ilk dikkati çeken özellik dışkılarının sulu ve köpüklü oluşudur. Daha sonraki aşamalarda gelişen bağırsak iltihabına bağlı olarak dışkıda kan gözlenebilir. Dışkının diğer bir özelliği de normalden daha fazla kötü bir kokuya sahip olmasıdır. Hasta kuşların ağız içi incelemesinde ağız içi mükozasında yara saptanabilir. Hastalığın gelişimine bağlı olarak, kuşlarda kayıtsızlık, bir kenara çekilip tüy kabartma ve düşünme hali ortaya çıkar. Kuşun yeme karşı ilgisi azalır ve hasta kuş daha az yem tüketmeye başlar. Buna karşın su tüketiminde bir artma vardır. Hastalığın tedavisine geç başlanması durumunda kuşlarımızda belirgin bir kilo kaybı gözlenir. Kilo kaybı özellikle genç kuşları fazlasıyla etkiler ve ölümler gelebilir. Ölüm öncesi kuşlarda titreme hali gibi bir durum saptanabilir. Aşırı kilo kaybına uğrayan kuşlarımızın tedavisini yapıp bu hastalığı ortadan kaldırsak bile kilo kaybından kaynaklanan gelişim noksanlığı bu kuşlarımızı kalan ömürleri boyunca etkiler.

BULAŞMA ŞEKLİ

Hastalık mikrobu, hasta kuşların dışkıları yolu ile yayılır. Dışkıda bol miktarda bulunan mikrop, bir şekilde kuşlarımızın yediği yemlere veya içtiği sulara bulaşabilir. Mikrop bulaşmış yiyeceği yiyen ya da içen kuş mikrobu alır. Mikrop vücuda girdikten sonra kuluçka süresi 4–5 gün kadardır. Yani mikrobun alınmasını takiben 5 gün kadar sonra hastalık belirtileri kendini göstermeye başlar.

HASTALIĞIN TEŞHİSİ

Hexamitiasis hastalığında hastalık belirtileri diğer güvercin hastalıklarından, Salmonella, E. Coli, Coccidiasis ve PMV1’e benzerlik gösterir. Bu nedenle kesin teşhis önemlidir. Hasta kuşların dışkılarında yapılacak mikroskobik inceleme sonucu hastalığın kesin tanısı yapılabilir.

TÜBERKÜLOZ

Güvercinlerde görülen verem hastalığıdır. Mycobakterium avium adlı bir bakterinin neden olduğu bu hastalık, yaygın ve bulaşıcı bir özellik taşır. Söz konusu bakterinin 20 kadar çeşidi bulunmakla birlikte yaygın olarak 3 tipi ile karşılaşırız. Bunlar insanda, sığırlarda ve kuşlarda hastalığa neden olan türlerdir. İnsanda ve sığırlarda görülen türü kuşlarda görülmez ancak bazı papağanlar bu durumun istisnasıdır. Kuşlarda görülen türü ise insanda ve sığırlarda da görülür. Bu nedenle kuşlardan insana ve diğer bazı memeli hayvanlara bulaşabilen bir hastalıktır. Hatta yabani güvercinlerin hastalığın ciddi birer taşıyıcısı olduğunu ve hastalığı hayvanlara bulaştırmada önemli bir rol oynadıklarını söyleyebiliriz. Yavaş gelişen sinsi bir hastalıktır. Kuşlarımız hastalığı bir süredir taşıyor olmakla birlikte belirtileri oldukça geç fark edilmeye başlar. Zamanla belirginleşen ağırlık kaybı, solgunluk hastalığın dikkat çekici özelliğidir. Tedavisi olmayan bir hastalık olup genellikle ölümle sonuçlanmaktadır.

BELİRTİLERİ

Ağırlık kaybı ve ciddi zayıflama ile birlikte, gözlerde, tüylerde solgunluk ve matlaşma, ağız içi mükozasında belirgin renk kaybı gözlenir. Kansızlık, ishal, baş tüylerinin kısmen dökülerek kelleşmesi, elle yoklandığında göğüs kemiğinin keskin kenarının kolayca hissedilmesi gibi belirtilerin yanı sıra, mikrop bölgesel lenf bezlerinde şişme ve yerel yaralara neden olabilir. Güvercinin iç organlarında özellikle karaciğer ve dalakta sarı–yeşil peynirimsi yumrular şeklinde doku yapısı değişiklikleri meydana gelir. Bunlar ölü kuşlar üzerinde yapılacak inceleme ile tespit edilebilirler. Ayrıca yaşayan kuşlarda yapılacak kan analizi hastalığın kesin teşhisini sağlar.

BULAŞMA ŞEKLİ

Hasta kuşların dışkıları hastalık mikrobunu taşır. Bunların sağlıklı kuşlarımızın tükettikleri yem ve içme sularına karışması hastalığın yayılmasını sağlar. Mikrobun salmalarımızdaki güvercin tozu dediğimiz beyaz toza bulaşarak solunum yolu ile de alınması mümkündür. Kuşlarımızın bu mikrobu toprak, mineral taşları ve grit gibi kaynaklarını yerken de alabilir. Kötü hijyenik koşullar, salmaların güneş ışığı görmemesi örneğin bodrum, depo gibi güneş görmeyen kapalı alanlarda kuş yetiştirilmesi gibi olaylar hastalık için uygun ortam yaratırlar. Salmanızın serçe, sığırcık, yabani güvercin gibi kuşlara açık olması kuşlarınıza hastalık bulaşma riskini artırır.

Güvercinlerde görülen başlıca 25 çeşit hastalık bulunmaktadır. Güvercin hastalıklardan bazılarının güvercinlerden insanlara geçebilme özelliği bulunmaktadır. Bu hastalıklar, genel olarak “zoonoz” adı altında toplanmaktadırlar. Bu bakımdan yetiştiricilerimizin hasta kuşlarla ilgilenirken tedbirli olmaları gerekmektedir. Güvercinlerin zoonoz hastalıklarının bilinen çeşitleri şunlardır.

1 ) Streptococosis :

Streptococcosis gallolyticus adı verilen bir bakterinin neden olduğu güvercin hastalığıdır. Aynı bakteri ve değişik tipleri insanda da benzer bir hastalığa neden olabilmektedir. Bu hastalık hasta bir güvercinden insana bulaşabilir. Bulaşma şekli hasta kuşa ait dışkının bir şekilde insan yiyeceğine karışması sonucu olmaktadır.

2 ) Pasteurelosis :

Pasteurella multocida adı verilen bir bakterinin neden olduğu güvercin hastalığıdır. Güvercin kolerası olarak da bilinen bu hastalık, güvercinlerin yanı sıra evcil hayvanlarda da yaygın olarak gözlenmektedir. İnsana bulaşma şekli evcil hayvanın insanı ısırması, tırmalaması gibi olaylar sonucu olmaktadır. Bu nedenle güvercinlerden insana bulaşma şekli çok yaygın değildir.

3 ) Tuberculosis :

Mycobakterium avium adı verilen bir bakterinin neden olduğu güvercin hastalığıdır. Güvercin veremi olarak da bilinen bu hastalık yaygın ve bulaşıcıdır. Bu hastalığa neden olan mikrobun 20 kadar çeşidi bulunmakla birlikte kuşlarda görülen bir tipi insanda da hastalığa neden olabilmektedir. Yabani güvercinlerin bu mikrobu taşıma yüzdesi oldukça fazladır. Mikrobun güvercinlerden insana bulaşma şekli hasta kuş dışkılarının insan yiyeceğine bulaşması ve güvercin tozu denilen salmalarımızdaki beyaz tozun solunarak ciğerlere ulaşması yolu ile olmaktadır.

4 ) Ornithosis :

Chlamydia psittaci adı verilen bir bakterinin neden olduğu bir güvercin hastalığıdır. Güvercinlerde bir solunum yolları hastalığı olmakla birlikte etkisini gözlerde fazlasıyla gösterir. Kuşlardan insana da bulaşabilen bir hastalık çeşididir. Mikrobun güvercinlerden insana bulaşma şekli hasta kuş dışkılarının insan yiyeceğine bulaşması ve güvercin tozu denilen salmalarımızdaki beyaz tozun solunarak ciğerlere ulaşması yolu ile olmaktadır.

5) Avian İnfluenza:

Son dönemdeki moda adıyla “kuş gribi” olarak bilinen bu hastalığa, daha çok kanatlı kümes hayvanlarında görülen H5N1 adı verilen bir virüsün neden olduğu bilinmektedir. Güvercinler bu mikrobun taşıyıcı unsurları olarak değerlendirilebilirler. Ancak bilim çevrelerinde bu konuda birbiriyle çelişen yaklaşımlar mevcuttur. Genel kanı güvercinlerin bu mikrobun taşınmasında etkin bir rol oynamadıkları ya da mikrobu taşıma yüzdelerinin çok az olduğudur. Bugüne kadar dünya üzerinde bu mikrobun güvercinlerden insanlara geçmesi şeklinde görülmüş tek bir örnek yoktur. Bu bakımdan “zooness” hastalıkları arasında değerlendirilmeleri, daha çok güvercinlerin mikrobu taşıma olasılığının bulunması nedeniyle yapılmış teorik bir belirlemedir.

Aslında oldukça eski dönemlerden bu yana tanımlanmış bir hastalık olan kuş gribi, yeni biçimler alarak geçtiğimiz aylarda ülkemizde de görüldü. Hayvanlardan insana geçebilme özelliği de bulunan kuş gribi, başta insan sağlığı olmak üzere, özellikle kanatlı kümes hayvanlarımızı ve yaban kuşlarımızı da ciddi bir tehdit altına almıştır. Hastalığın ülke ekonomisine verdiği zarar ise tartışılmaz boyuttadır. Hastalığın hızlı bir şekilde yayılmasına bağlı olarak ülke çapında çeşitli önlemler alınmaya başlanmıştır. Bu önlemlerin başında hastalığın görüldüğü bölgelerin karantina altına alınması ve bölge içinde bulunan kanatlı hayvanların toplanarak öldürülmesi gelmektedir. Bu bakımdan kuş gribi, güvercin yetiştiriciliğimiz açısından da ciddi bir risk oluşturmaktadır. Çünkü hastalık her geçen gün yayılmakta ve bir çok ilimize sıçramaktadır. Şu ana kadar 24 ilimizde kuş gribi vakası saptanmış durumdadır. Korkumuz yakında tüm ülkenin bir karantina bölgesi haline gelmesidir.

BİR GÜVERCİN YETİŞTİRMEK…

Kuş gribi hakkında her gün medyada bir çok haber çıkmakta ve konu hakkında yetkili kurumlarca çeşitli araştırmalar yapılarak yayınlanmaktadır. Dikkat çekmek istediğimiz nokta kuş gribinin sadece insanlar, tavuklar ve hindiler için bir tehlike olmadığı, özellikle yaban kuşlarımız ve evcil güvercinlerimiz için de ciddi bir tehlike oluşturduğudur. Burada bilinen konuları tekrarlamaktan çok konuyu güvercin yetiştiriciliğimiz açısından ele almak istiyoruz. Güvercin yetiştiriciliği ülkemizde çok köklü bir geçmişe sahiptir. Orta Asya Türklerinden, Selçuklu ve Osmanlı saraylarından günümüze kadar özenle taşıdığımız güvercin ırklarımız bulunmaktadır. Bütün bu kültür mirasımızın bir anda yok olmasına seyirci kalmak elbette ki mümkün değildir. Güvercin yetiştiriciliği büyük özveriler gerektiren zahmetli bir uğraştır. Güvercinin her bir tüyünde yılların emeği ve göz nuru vardır. Bunu bütün yetiştiricilerimiz çok iyi bilir. Çoğu zaman basında çıkan ve değeri milyarları bulan güvercinlerle ilgili haberler boşuna değildir. Gerçekten de yetiştiricilerimiz açısından yılların emeği olan kuşları için, para ile ifade edilebilen bir değerden bahsetmek çoğu zaman imkansızdır.

EVCİL GÜVERCİNLER NE KADAR RİSK TAŞIYOR ?

Hastalığın yayılması bakımından açıkta beslenen kümes hayvanları potansiyel bir tehlike oluşturduklarından toplanarak öldürülmektedir. Ancak tavukçuluk sektörü ve kapalı alanlardaki entegre tesisler gerekli kontrolleri yaptıkları ve hastalık mikrobuna rastlanmadığı sürece ticari etkinliklerini sürdürebilmektedirler. Bu noktada, evcil güvercinlerimizin uçurulmadığı taktirde hastalık açısından taşıdığı risk, kapalı alanlarda kontrollü olarak yapılan tavukçuluktan farklı olmadığından, evcil güvercinlerimizin hastalığın yayılması açısından taşıdıkları tehlikenin fazla olmadığı bir gerçektir. Güvercinlerine ve insan sağlığına değer veren her yetiştiricimiz bugün kuş uçurmayı durdurmuş durumdadır. Zaten güvercin ırklarımızın uçuş için yetiştirilen kısmının yanı sıra önemli bir bölümü de form için, yani görünüş güzelliği için yetiştirilmekte ve hiç uçurulmamaktadır. Dolayısıyla, kapalı salmalarda yabani kuşlarla bağlantısı olmaksızın yetiştirilen güvercinlerin toplanıp öldürülmesinin hastalığın yayılması açısından mutlak bir önlem olmadığı kanısındayız. Bu şartlarda yetiştirilen evcil güvercinlerin toplanıp öldürülmesi yerine, salmanın hastalık taşıyıp taşımadığına bakılarak gerekli önlemlerin alınmasının daha yerinde olacağını düşünüyoruz.

KUŞ GRİBİ VİRÜSÜNÜ GÖÇMEN KUŞLAR MI TAŞIYOR ?

Kuş gribi mikrobunun asıl taşıyıcı kaynağı göçmen kuşlar olarak gösterilmekle birlikte bu konuda yapılan araştırmalar son derece yetersizdir. Yakın geçmişte yapılmış, birçok Avrupa ülkesini de kapsayan bir araştırmaya göre, 15 türe ait çok sayıda göçmen kuştan alınan kan örneklerinin incelenmesi sonrasında bu örneklerden sadece %20’sinde düşük patojenik kuş gribi virüsüne rastlanmıştır. Hastalığın hafif formu olarak bilinen bu biçimde, Avian influenza (LPAI) hafif solunum sistemi hastalığı olarak kendini gösterir. Hasta hayvanlarda tüy kabartma ve yumurta veriminde düşme haricinde başka bir belirti gözlenmez. Hastalığın bu biçimi bazen mutasyonla yüksek patojenik kuş gribi virüsüne (HPAI) dönüşebilir. Ancak, bu tür dönüşümlerin doğada değil, tavuk çiftlikleri gibi hızlı virüs kopyalanmalarının yaşandığı yerlerde oluştuğu bilinmektedir. Bu konuda dikkati çeken bir diğer nokta da, hastalığın ilk ortaya çıktığı Güneydoğu Asya’dan Rusya’ya göçmen kuşlar aracılığı ile yayıldığının kanıtlanamamış olmasıdır. Çünkü göçmen kuşların göç hareketi yaz aylarında kuzeye doğru olmasına karşın hastalık mikrobu göç hareketi yönü tersine gelişmiştir. Ayrıca hastalığın şiddetli patojenik formunu gösteren bir göçmen kuşun hayatta kalarak uzak mesafeleri kat edebileceği ve virüsü yayabileceği konusunda kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Nitekim, Dünya Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun yayınladığı bir rapora göre, hastalığın esas kaynağının kümes hayvancılığı olduğu belirtilmektedir.

GÜVERCİNLER VE KUŞ GRİBİ VİRÜSÜ

Kuş gribi virüsünün mutasyona uğramış bir biçimi olan H5N1 virüsü insana da bulaşarak hastalığa ve ölümlere neden olabilmektedir. Ancak, şimdiye kadar yapılan araştırmalarda insanların bu virüsü yabani kuşlardan kaptıklarına dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Bilinen tüm insan enfeksiyonlarının kümes hayvanlarıyla temas sonucu geliştiği belirtilmiştir. Güvercinlerin de bu anlamda hastalık mikrobunu insana taşıyıcı bir etken oluşturmadıkları düşünülmektedir. Yabancı basında yer alan bazı makalelerde, güvercinlerin diğer bütün kanatlı hayvanlar içinde bu mikroba karşı en dayanıklı tür oldukları yolunda açıklamalar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Almanya’dan veteriner hekim, Erhardt Kaleta ise, PMV1 (yalancı veba) mikrobundan kaynaklanan bazı güvercin ölümlerinin Avian influenza (tavuk vebası) ile karıştırıldığını belirtmekte ve güvercinlerin bu mikroba karşı dirençli olduğunu söyledikten sonra, “güvercinler Avian influenza virüslerinin kaynağı ya da taşıyıcısı değillerdir” demektedir. Ülkemizde Manisa Turgutlu’da görülen evcil güvercin ölümlerinin kuş gribi sonucu olmadığı, kuşçuların “sallabaş” adını verdikleri PMV1’den kaynaklandığı ortaya çıkmış ve alınan kan örneklerinde kuş gribi mikrobuna rastlanmamıştır. Yine aynı şekilde İstanbul Çatalca’daki yabani güvercin ölümlerinin de kuş gribinden kaynaklanmadığı Pendik Veteriner Araştırma Enstitüsü’nün raporu sonucu belirlenmiştir. Hastalığın bugüne kadar ki gelişimi içinde sadece Erzincan ve Bitlis illerimizde ölü olarak bulunan iki yabani güvercinde yapılan incelemenin pozitif çıktığı bilinmektedir. Bunun dışında güvercin ve özellikle de evcil güvercinlerin hastalık taşıdığı konusunda hiçbir bulgu yoktur. Bu açıklamalar, özellikle evcil güvercinlerin kuş gribi açısından önemli bir risk oluşturmadıklarını göstermektedir. Panik duygusu içinde davranmak ve işin kolayına kaçarak bütün kanatlıları yok etmeye çalışmak geri dönülmez bir hata olacaktır. Konunun uzmanlarca incelenmesi ve evcil güvercinler konusuna açıklık getirilerek, önlemler alınması konuya gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir.

GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLERİNİN ALMASI GEREKEN ACİL ÖNLEMLER

Bugün güvercin yetiştiricileri olarak salgın son bulana kadar almamız gereken başlıca önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz. Bu önlemler çok sevdiğimiz güvercinlerimizin sağlığı için olduğu kadar, başta kendi sağlığımız olmak üzere tüm toplumun sağlığı için bir gereklidir

1) Güvercin uçurmaya son verilmesi.

2) Güvercinlerimizin, kumru, yabani güvercin ve serçe gibi yabani kuşlarla olan bağlantısının tamamen kesilmesi.

3) Gösteri amaçlı yapılan organizasyonlar, festivaller gibi etkinliklerin iptal edilmesi.

4) Posta güvercini yarışlarının iptal edilmesi.

5) Kuş alım satımının durdurulması.

6) Kuş pazarlarının kapatılması.

7) Kuş ihalesi ve dernek içinde yapılan satışların sona erdirilmesi.

8) Güvercin satışı yapan dükkanların güvercin alış ve satışlarını durdurmaları.

9) Güvercinlerle ilgili web sitelerinde alım satım ilanlarının durdurulması.

10) Salma içinde hijyen kurallarına azami dikkat edilmesi.

11) Olası diğer hastalıklara karşı aşılama ve tedavilerin düzenli uygulanması.

12) Güvercinlerimizi künyelemek ve künyeli kuşlarımızın veteriner kontrollerini düzenli yaptırarak mümkünse hastalık taşımadıklarının belgelenmesi.

13) Kuşlarımızda hastalık nedeni ile bir ölüm meydana geldiğinde, başka bir hastalıktan olduğunu düşünsek bile mutlaka yetkili makamlara durumun bildirilmesi.

14) Tüm yetiştiricilerimizin yukarıdaki kurallara uymasını sağlamak amacıyla yetiştiricilerimiz arasında bir otodenetim sisteminin geliştirilmesi.

GÜVERCİNLERİ SAKLAMAK…!

Kuş gribi hastalığının toplumun üzerine bir kabus gibi çökmesini takiben halkın konu hakkındaki bilgisizliğinin de etkisiyle istenmeyen bir panik dalgası gittikçe yükselmeye başladı. Bu panik havası, zaten güvercin yetiştirdiği için zaman zaman komşularıyla sorunlar yaşayan yetiştiricilerimize karşı bir fırsat gibi değerlendirilip güvercin yetiştiricileri belediyeye ihbar edilmeye başlandı. Bu gerçekten üzücü bir durumdur. Hatta bazı yetiştiricilerimiz hala güvercin bakmaya devam ettiği için aile içinden bile tepkiler aldıklarını belirtiyorlar. Birçok yetiştiricimiz kuşlarının gelip alınması korkusu ile ne yapacağını şaşırmış durumdalar. Güvercin yetiştiricilerimiz üzerindeki bu baskının, pratikte güvercinlerin saklanması gibi bir sonuca yol açacağı düşünülmektedir. Birçok yetiştiricimiz yılların emeği olan güvercinlerinin göz göre göre toplanıp öldürülmesindense, kuşlarını belli bir yere gizleyip salgın sona erene kadar çıkartmamak eğilimindedir. Bu durumun gerçekte çok daha riskli bir ortamın oluşmasına yol açacağı kesindir. Gizli yetiştiriciliği teşvik etmek yerine düzenli denetlenen ve kontrol altında tutularak yetiştiriciliğin sürdürülmesi çok daha doğru olacaktır. İlgili kurumlar belki bütün güvercin yetiştiricilerini denetleyebilmekte yetersiz kalacaklarını düşünüyor olabilirler. Ancak bu yetersizliğin faturasının güvercin yetiştiricilerine ödetilmesi hiç de mantıklı değildir. Toplayıp öldürmek en kolay yoldur. Güvercin yetiştiricileri olarak beklentimiz gereksiz panik yaratılarak işin kolayına kaçılmamasıdır.

Yüzyıllar boyunca güvercin populasyonunun geliştirilmesinde görünüm ve/veya performans belirleyici olmuştur. Bu arada hastalıklara karşı bağışıklık gibi özellikler gözardı edildiği gibi, üstelik bir de genetik problemler ortaya çıkmıştır. Bu, günümüzde de devam etmektedir. Özellikle son yıllarda performans ırklarında bile görünümün öne çıkması bu süreci olumsuz yönde etkilemektedir.

Bilinçsiz antibiyotik kullanımının güvercinlerin bağırsaklarındaki süngerimsi tabakayı yok ettiği ve bu tabakanın vücut tarafından yenilenmediğini biliyormuydunuz? Sonuçta kuş hastalığı yeniyor belki ama, daha sonra yediği gıdayı gerektiği gibi özümseyemediği için hep halsiz ve zayıf kalıyor. Üstelik dışkıları da katılaşmıyor. Sonuç: İlaç işe yaramadı!!!.. Yeni antibiyotikler daha ağır tedavi dozları.
Aynı zamanda hastalığa yol açan viruslerin bu antibiyotiklere karşı, bağışıklık sistemi de gelişiyor ve ilaçlar sonunda gerçekten hiçbir işe yaramıyor.

Avrupa Birliğine bağlı ilgili kuruluşların aldığı yeni önlemler konunun önemine işaret etmektedir; Daha şimdiden et, süt ve yumurta üretiminde yararlanılan hayvanların tedavilerinde Chloramphenicol, Nitrofurane, Dimitridazole ve Ronidazole kullanımı yasaklanmıştır.Çünkü bunların et, süt ve yumurtayla insan vücuduna girdiği, bağışıklık sistemini bozduğu, hatta hamilelerde düşük veya sakat doğumlara yol açtığı görülmüştür. İlaçların ruhsat süreleri 5 yılla sınırlandırılmış ve ürünlerin ekolojik toksin testleri istenmiştir. Bu,hayvanların dışkılarıyla doğaya karışan ilaçların topraktaki yararlı organizmalara  zarar verip vermediğidir. Artık piyasaya çıkacak bir ilaç, önce bütün bu deneylerle güvenilirliğini kanıtlanmalıdır.

Sonuç;
Avrupalı yetiştiriciler güvercinlerin vücut dirençlerine katkıda bulunan doğal ürünleri yeniden keşfediyorlar; Sentetik vitaminler yerine sebze sularına, glikoz şekerlerine, bira mayasına yöneliyorlar. Kuşların sindirim bozukluklarında sarmısaktan elde edilen çeşitli ürünler kullanıyorlar.

En önemlisi ise:
Sağlıklı yavruların sağlıklı ve güçlü anne babalardan  elde edileceği gerçeğiyle damızlık standartlarını değiştirdiler. Bağışıklık sistemi zayıf olan anne babalar bu özelliklerini genler aracılığıyla gelecek jenerasyonlarada taşıyacaklardır. O halde damızlık seçiminde ırk özellikleri ve görünümün yanı sıra hastalıklara karşı dirençli, kuvvetli hayvanlar tercih edilmelidir.

İçme suyuyla tedavi ederken dozajın nasıl ayarlanacağı konusunda her zaman bir karışıklık vardır. Verilen dozajlar 50-60 güvercinin bir günde bir galon (3.785 litre) su içtiği sıcaklık ve durumlar içindir. bu genellikle havanın ılıman olduğu zamanlar içindir. Hepimizin bildiği gibi güvercinlerin içtiği su miktarı sıcaklık ve aktivite durumuna bağlı olarak değişir.

Kışın soğuk günlerinde, ılık havada tükettiklerinin yarısını veya daha azını içerler. Sıcak hava zamanlarında ve daha fazla antrenman egzersiz yapıldığında, tüketim orantılı olarak artar.

Dozajın nasıl ayarlanacağına dair özel bir rehber yoktur ama göz kararı çok soğuk havalarda dozajı iki katına çıkartın ve aşırı derecede sıcak havalarda üçte bir oranında azaltın. Her kuş sahibi havanın sıcaklığına ve aktivite durumlarına göre miktarı belirlemelidir. İyi gözlemciler olmak zorundayız, sağ duyulu olun ve temel tedavi prensiplerini öğrenin. Uygun ilaçla, uygun zamanda ve doğru dozajla tedavi edin.

Önerilen dozajdan daha fazla ilaç tüketilmesi güvercinlerde ciddi yan etkilere sebep olabilir. Tedavi edici düzeyden az olursa ilacın etkisiz olmasıyla sonuçlanabilir ve bu da dirençli organizmalara yol açar. Düşük dozla hayatta kalmayı başarabilir hale gelirler, bunun sonucunda kademe kademe o ilaçtan etkilenmez hale gelirler.

Çiftleşme zamanında Emtryl kullanmaktan kaçının. Erkek kuşlarda döllenme verimini geçici olarak azalttığı görülmüştür. Bildiğim kadarıyla kanıtlanmamasına rağmen diğer Antitrichomonas ilaçların da benzer etkilere sahip olduklarını kabul ediyoruz. Panacur ve Telmintic gibi ‘bendazole’ kurt ilaçlarını tüy dökme ve yavru besleme zamanlarında kullanmaktan kaçının. Bu grup ilaçlar tüy anormalliklerine, bazen de büyük zararlara yol açabilmektedirler.

Tetracycline grubu antibiyotiklerle tedavi ederken kum ve palet yem vermekten kaçının. Kum ve palet yemlerin içindeki kalsiyum ilacı bağlayıp vücutta kullanılamaz hale getirebilir. Bu da eksik doz zararlarına yol açabilir. Tetracycline grubu Terramycin, Aureomycin, Tetracycline ve Doxycycline ‘ni içerir.

İlaçları içme suyunda 24 saatten fazla bırakmaktan kaçının. İlaçlar kademe kademe bozulur etkisiz hale gelir. Su ılıklaştıkça bu olay hızlanır. Bu sebeple ılık havalarda 12 saatlik limit uygulamak daha pratik olur. Her sabah yeni karışım hazırlayın. Tedavi sırasında yüksek doz uygulamaktan kaçının. Çünkü çok az yeterlidir demek fazlası iyidir anlamına gelmez. Tavsiye edilen dozaja sadık kalınmalıdır. Bazı ilaçlar yüksek dozlarda çok zehirleyicidir.

(içme suyu yoluyla tedavi ederken dozajın tüketilen su miktarına göre ayarlandığını unutmayın. Tavsiye edilen miktarlar ılıman mevsimler için geçerlidir. Sıcak havalarda daha az kullanın. Kuşların daha az su içtikleri soğuk havalarda dozajı iki katına çıkartın.)

ilaçları tavsiye edilen zamandan kısa kullanmaktan kaçının. Yetersiz zamanda ve organizmaları öldürmeyecek kadar az miktarda kullanmak, onların ilaçlara karşı dirençli veya dayanıklı hale gelmelerine yol açar. Bu direnç faktörü çok önemli hale gelir ve kademe kademe antibiyotiklerle durdurulamayan süper mikroplar ve virüsler üretir.

Antibiyotikleri ‘koruyucu’ ilaç olarak kullanmaktan kaçının. Antibiyotikler hiçbir şeyi önlemez. Belli enfeksiyonları tedavi etmekte kullanılırlar ama hiçbir şekilde bir şeyi önleyemezler. Aslında belli bir dereceye kadar kuşları enfeksiyonlara karşı koruyan yararlı bakterileri öldürdükleri için kuşları enfeksiyonlara karşı açık hale getirirler.

Karışımlarının güvenli olduğu gösterilmedikçe ilaçları karıştırmaktan kaçının. Belli kombinasyonlar güvenli olarak bilinir ve kullanılırlar. Bütün ilaçların karıştırılabileceğini ve aynı anda kullanılabileceğini sanıp, kendinizi kaptırmayın. İhtiyatla yaklaşın ve bilinen güvenli kombinasyonlara sadık kalın.

Clorox gibi ev ağartıcılarını su dezenfektanı olarak kullandığınızda içme suyuna başka bir şey koymaktan kaçının. Çok güçlü oksidan maddelerdir ve karıştıkları ürünü etkisiz veya zehirli olacak şekilde değiştirirler. Clorox sadece tek başına kullanılmalıdır. Suda ilaç veya vitamin kullandığınızda Clorox kullanmayı durdurun.

1.Yanlız sağlıklı hayvanlara aşı uygulanmalıdır.
2. Hırıltılı solunum,ishal,topallık v.s gibi hastalık belirtisi gösteren kuşlara kesinlikle canlı aşı yapılmamalıdır.
3. Taşıma, yuva değiştirme gibi aşılama öncesi ve sonrası strese neden olabilecek
uygulamanlardan kacınılmalıdır. 4.Aşılar uygun koşullarda yani 4-8 derece arasında saklanmalı kesinlikle dondurulmamalıdır.

İÇME SUYU İLE AŞILAMA

İçme suyu ile aşılama bizlerin en yaygın olarak kullandığı aşılama şeklidir. Bu uygulamada özellikle dikkat etmemiz gereken hususlar;

1.Tercihen sabah veya akşam saatlerinde yapılmalıdır.
2.Aşı hazırlamada kullanılacak ekipmanlar(Suluk,Ölcek v.s)dezenfektan madde içermemelidir.Aşılamadan önce suluklar temizlenirken kesinlikle dezenfektan veya klor içeren su kullanılmamalıdır.
3.Kullanılacak su temiz ve soğuk olmalıdır.
4.Kullanılacak su kesinlikle klorlu olmamalıdır.
5.Kullanılacak aşı prospektüsüne uygun hazırlanmalı, fazla veya az olmamalıdır.
6.Aşı için kullanılacak suya 1 lt. Bazında 40 gr süttozu ilave edilmesi aşının dayanıklılığını arttırır.
7.Aşı ve aşılı su güneste bırakılmamalıdır.
8.Aşılama gününde suluklar eğer hava sıcak ise 1 saat, normal ise 2 – 3 saat kaldırılmalıdır.
9.İdeal bir aşılama için suyun 60 dakikata tüketilmesi gerekir.Bu sürede mümkün olmuyorsa Maximum 2 saat beklenmelidir.

GÖZE DAMLATMA İLE AŞILAMA

Canlı aşıların verilme metodları içinde en etkili yöntemdir. Tam doz uygulandığı zaman çok etkilidir.

GAGA DALDIRMA İLE AŞILAMA

Etkili yöntemlerden biridir.Kusun burun delikleri dahil suluğun içine sokarak yapılır.

İNJEKSİYON İLE AŞILAMA

Hem canlı hem inaktif aşılar yapılabilir.İnjeksiyon yöntemi daha çok inaktif aşılar için kullanılan bir yoldur.Hem kas içi,hem derialtından uygulanmaktadır. Aşının dozajı ne fazla ne eksik olmalıdır. İnjeksiyon boyun derisinin altından yapılabileceği gibi göğüs ve bacak kasındanda yapılabilmektedir.

YEM İLE AŞILAMA

Bu yöntemle daha çok canlı aşılar yapılabilmektedir.Hastalıkların cevreye yayılmasında önemli rol üstlenen serce ve yabani güvercinlerin aşılanmasında bu yöntem kullanılabilir.

YUMURTA İÇİ (İn ovo)AŞILAMASI

Kuluçkada yapılan bir aşı yöntemidir.Bu sistemle vitamın ve antibiyotik enjeksiyonuda mümkün olabilmektedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir